Lider Haber

Necmettin ERBAKAN

636 kere okundu
10 Nisan 2020 - 22:06
Necmettin ERBAKAN

Makina profesörü, mühendis, siyaset ve devlet adamı, ‘Mücahit Erbakan’ lakaplı Milli Görüş’ün kurucusu, Milli Nizam Partisi (MNP), Milli Selamet Partisi (MSP), Refah Partisi (RP), Fazilet Partisi (FP) ve Saadet Partisi (SP) kurucusu; eski Başbakan, Milli Görüş hareketinin öncüsü (D. 1926, Sinop – Ö. 27 Şubat 2011). Babası aslen Adana’nın Kozan ailesinden Hâkim Mehmet Sabri bey, annesi Kamer hanımdır.

Kayseri’de başladığı ilköğrenimini babasının memurluğu nedeniyle göç ettiği Trabzon’da bitirdi. İkinci sınıfında başladığı İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Fakültesini bitirdikten (1948) sonra aynı yerde asistan oldu. 1951’de üniversite tarafından gönderildiği Almanya’da Reinisch Westfalische Technische Hochschule Aachen: RWTH Aachen (Aachen Teknik Üniversitesi)’da doktorasını yaptı. DVL Araştırma Merkezi’nde Prof. Dr. Schmidt ile birlikte çalışmalarda bulundu ve Alman Üniversiteleri’nde doktorasını tamamladı (1951-54).

Türkiye’ye döndükten sonra 1956-63 yılları arasında Gümüş Motor firmasını kurdu ve ilk yerli motor üretimini gerçekleştirdi. 1966’da TOBB Sanayi Dairesi Başkanlığına, 1967’de Genel Sekreterliği görevine getirildi. Aynı yıl Nermin Hanımla (1943-2005) evlendi.

AP’den Cumhuriyet se­natosu seçimlerine aday olmak için başvurduysa da adaylığı Demirel tarafından önlendi. 1969 yılında TOBB Yönetim Kurulu Başkanlığına seçilmesi de aynı inatlaşma doğrultusunda geçersiz sayıldı. Bu gelişmelerden sonra Konya’dan bağımsız milletvekili adayı oldu ve seçilerek TBMM’ye girdi.

26 Ocak 1970’te arkadaşlarıyla birlikte Millî Nizam Partisini kurdu. Dindar ve muhafazakâr çevreler tarafından coşkuyla karşılanan partinin, din ve maneviyat konularında gösterdiği hassasiyet,  MNP’nin Konya’da düzenlediği ünlü “Kudüs Mitingi” ve benzeri eylemlerle sergilediği İslami kimlik ve siyonizme karşı duruş, kısa zamanda şimşekleri üzerine çekti. Harekete geçen Anayasa Mahkemesi, laikliğe aykırı faaliyetleri olduğu gerekçesiyle 21 Mayıs 1971’de MNP’yi kapattı.

Prof. Erbakan pes etmedi, kapatılan bu partinin yerine, 11 Ekim 1972’de MNP kadrosuyla Milli Selamet Partisi’ni kurdu. SP, Süleyman Arif Emre genel başkanlığında katıldığı 14 Ekim 1973 genel seçimlerinde % 11,8 oy alarak TBMM’de 48 sandalye elde etti. Erbakan, 20 Ekim 1973 tarihli Genel İdare Kurulu kararıyla MSP genel başkanlığına getirildi. Bir yıl sonra, o günlerde Bülent Ecevit’in seçimlerde kullandığı “Akgünlere” sloganı nedeniyle “Selamün Akgün” ve “Üstü MSP – Altı CHP” esprileri arasında CHP-MSP koalisyon hükümeti kuruldu ve Erbakan bu hükümette Başbakan Yardımcısı olarak görev yaptı (26 Ocak 1974 – 17 Kasım 1974). Partisinin CHP ile koalisyon ortağı olduğu hükümet döneminde (1974) Türkiye, Kıbrıs Barış Harekâtını düzenledi ve ada fiilen ikiye bölündü, ardından KKTC kuruldu. İç politikadaki görüş ay­rılıkları CHP ile MSP’nin arasını açtı ve koa­lisyon ilk seçimde tek başına iktidar beklentisi içindeki Ecevit’in istifasıyla dağıldı.

Genel Başkanı olduğu MSP, 5 Haziran 1977 genel seçimlerinde % 8,57 oy alarak 24 milletvekili çıkardı ve Erbakan bu kez, Süleyman Demirel’in Başbakanı olduğu 1. Milliyetçi Cephe (31 Mart 1975 – 21 Haziran 1977) ve 2. Milliyetçi Cephe (21 Temmuz 1977 – 5 Ocak 1978) koalisyon hükümetlerinde iktidar ortağı oldu. Bu koalisyonlardan sonra Demirel’in 6. koalisyon hükümetini dışardan destekledi.

Erbakan’ın Başbakan Yardımcısı olarak görev aldığı bu hükümetlerden kısa bir süre ordu 12 Eylül 1980’de iktidara el koydu. 12 Eylül döneminde gözaltına alınanlar arasında yer alan Erbakan’ın partisi MSP de kapatılan partiler arasındaydı. 15 Ekim 1980’de 21 MSP yöneticisiyle birlikte ‘MSP’yi ille­gal bir cemiyete dönüştürmek ve laikliğe aykırı davranmak ‘ suçlamasıyla tutuklandı, İzmir Uzunada’da tutuldu. 24 Temmuz 198l’de serbest bırakıldı ve beraat etti.

1982 Anayasası gereğince 10 yıl siyaset yapma yasağı aldı. Bu yasak 1987’de halk oylamasıyla tekrar siyasete dönene kadar sürdü. 19 Temmuz 1983’te kurduğu ve genel başkanlığını üstlendiği Refah Partisi (RP), 29 Kasım 1987 genel seçimlerinde % 7,16 oyla yurt çapındaki % 10 barajını aşamayarak parlamento dışı kaldı.  Bu seçimdeki başarısızlıktan etkilenen Erbakan Hoca, kimilerince bu sonuçtan ders çıkartarak, kimilerine göre derin baskılar sonucu olarak, bir sonraki seçime MHP ile ittifak yaparak girdi. 20 Ekim 1991 genel seçimlerinde MHP ittifakıyla % 16, 88 oy aldı ve toplamda ittifak 62 milletvekili çıkarmış oldu. MHP bu şekilde Meclise girmiş oldu.

Prof.  Dr. Necmettin Erbakan, siyasi lider olarak en büyük başarısını 24 Aralık 1995 genel seçimlerinde kazandı. Genel başkanı olduğu RP, % 21,38 oyla 158 milletvekili çıkararak birinci parti oldu. Böylece taraftarlarının uzun yıllar süren “Erbakan Başbakan!” özlemini gerçekleştirdi. 28 Haziran 1996’da Prof. Dr. Tansu Çiller liderliğindeki DYP ile koalisyon yaparak, RP-DYP hükümetini (Refah-Yol) kurdu. Böylece Erbakan 54. hükümetin başbakanı oldu.

Bu dönemde, Türkiye tarihinin ilk denk bütçesi yapıldı. İlk 8 ay planlanan şekilde uygulan­dı. Bu dönemde, D-8 adlı büyük bir organizasyonun liderliği gerçekleştirildi. Hazinenin, iç piyasaya borçlanma ihtiyacını ortadan kaldıran “Havuz Sistemi” uygulamasını başlattı. me­mura her ay, enflasyon + büyüme oranında zammı otomatik olarak verme anlamına gelen eşel mobil sistemini uygulamaya başladı. Memur, emekli ve işçiye 110 ile % 200 oranların­da üst üste zamlar gerçekleştirildi. Ancak, Erbakan’ın bu başarısı, Cumhuriyet tarihi boyunca İslamcı bir liderin ilk kez Başbakanlık koltuğuna oturması anlamına geldiğinden, hükümetin kurulmasından kısa bir süre onu iktidardan indirmek için çeşitli çalışmalar ve kampanyalar başlatıldı ve 28 Şubat 1997 muhtırasıyla Başbakanlıktan istifa etmek zorunda bırakıldı. Bir yıl sonra da sudan bahanelerle, lideri olduğu Refah Partisi kapatılarak kendisine siyasi yasak getirildi. 21 Mayıs 1997 tarihinde “bir ilk” gerçekleşti ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, ilk kez iktidardaki bir parti hakkında, RP hakkında kapatma davası açtı. Kapatma davası yaklaşık 8 ay sürdü ve Anayasa Mahkemesi, 16 Ocak 1998’de RP’nin kapatılmasına; Erbakan ve arkadaşlarından bazılarının beş yıl siyasetten yasaklı kalmasına karar verdi. 2000 yılında, 1994’te Bingöl’de yaptığı bir konuşması nedeniyle hakkında bir yıl hapis cezası verilip, kendisine yeniden beş yıl siyaset yasağı getirildi.

Hayatı boyunca pes etmek nedir bilmeyen Necmettin Erbakan, kısa bir süre sonra Fazilet Partisini kurdurdu ve ardından partisinin başına geçti. Fakat artık iniş dönemi başlamıştı. Kurduğu her parti bir süre sonra kapatılan Erbakan’ın liderlik çizgisindeki Fazilet Partisi 17 Aralık 1997’de kuruldu ve 18 Nisan 1999 genel seçimlerinde % 15,41 oyla 111 milletvekili çıkardıysa da bir süre sonra kendisine sadık olanların toplandığı “Gelenekçiler” ve Abdullah Gül liderliğini benimsemiş olanların toplandığı “Yenilikçiler” diye ikiye bölündü.  “Yenilikçiler” bir süre sonra Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti)’yi kurdular. Erdoğan liderliğindeki AK Parti 3 Kasım 2002’de 365 milletvekili çıkararak tek başına iktidara geldi.

2000 yılının sonlarına doğru çıkarılan kanunla cezası ertelendi, ancak YSK’nin olumsuz karar vermesi üzerine 3 Kasım 2002 seçimlerine katılamadı. Kapatılan partisi (FP) yerine arkadaşları tarafından kurulan Saadet Partisi bu seçimde % 2.49, bir sonraki seçimde % 2,34 oy alarak parlamentoya giremedi.

Hakkında açılan son davalardan aldığı cezayı, yaşının ilerlemiş olması nedeniyle, evinde çekmesine karar verilen, siyasi tarihimizin en renkli ve önemli simalarından Prof. Dr. Necmettin Erbakan27 Şubat 2011 Pazar günü Ankara’da vefat etti. 1 Mart 2011 Salı günü İstanbul Fatih Camiinde kılınan öğle vakti büyük bir kalabalık tarafından kılınan cenaze namazının ardından, Topkapı Merkez Efendi Mezarlığında, eşi Nermin Erbakan’ın mezarı yanında toprağa verildi. Cenazesine büyük kalabalığın katılması yanı sıra, bir zamanlar onu siyasetten dışlamaya çalışmış askeri ve bürokrat çevrelerin çelenkler ve üst düzey temsilciler göndermesi dikkat çekmiştir.

Yurt içinde ve yurt dışında Milli Görüş hareketinin lideri olarak tanınan Prof. Dr. Necmettin Erbakan hayatı boyunca eğitimde, kültürde, ekonomide milli bir silkiniş ve şahlanış özlemini duymuş; siyasi çalışmaları ve siyasal konuşmaları yanı sıra ilim adamlığıyla ve ilmî konularda verdiği konferanslarla da tanınmıştır. Siyasete kazandırdığı espritüel üsluptaki incelik, nezaket kişiliğinde sergilediği zarafet ve kibarlık, dostları kadar düşmanları tarafından bile takdir edilmiştir.

Geçmişte Erbakan’a yönelik zaman zaman sert manşetler atmış olan Milliyet gazetesi, 1 Mart 2011 günü, Prof. Dr. Necmettin Erbakan son yolculuğuna uğurlanırken, şu ilginç yazıyı okurlarıyla paylaşmıştı:

Necmettin Erbakan Milli Görüş’ün kurucu lideri olarak kabul edilmiştir.

 

“ERBAKAN’IN ARDINDAN…

 

Necmettin Erbakan’ı ebedi yolculuğuna uğurluyoruz.

Türkiye’nin siyaset serüvenine kırk yılı aşkın süre damgasını vuran bu tarihi şahsiyet için Tanrı’dan rahmet, ulusumuza başsağlığı diliyoruz.

Erbakan, 1969 yılında Konya’dan bağımsız milletvekili seçildiği günden bu yana hep “hoca” diye anıldı ama ona böyle hitap edenlerin sebepleri başka başkaydı.

Bir kesim “hoca” sözünde Cumhuriyet Türkiye’sine kasteden anti-laik bir cereyanın temsilcisine dönük eleştirisini gizledi, bir kesim de aynı sıfatı “bilge” anlamında kullanarak, siyasal İslam ideolojisine koruma sağladığını düşündü.

İNANÇLA VE İNATLA ALDANMAYAN ALDATMAYAN LİDER

 

Şu gerçeği kimse inkâr edemez:

Necmettin Erbakan’ı ülkenin siyasi elitleri ciddiye almamak suretiyle önemsizleştirmeye uğraştılar ama başarılı olamadılar.

Milli Nizam Partisi ile başladığı siyasi mücadelede kurucusu olduğu dört partiyi kaybettiği halde yılmadı.

İnanç ve inatla sürdürdüğü siyasal savaşı bir başarı hikâyesidir.

Cumhuriyetin birinci kuşağı idi.

Bitirdiği ilkokul bile Gazipaşa adını taşıyordu.

İstanbul Erkek Lisesi’ni ve İstanbul Teknik Üniversitesi’ni başarı ile bitiren bir Cumhuriyet çocuğu idi.

Bu birikimini parlak bir akademik kariyerle geliştirmesi, başka birinde sorun olabilirdi. Ama kıvrak zekâsı ve hitabet yeteneği sayesinde siyasi önderliğine talip olduğu kitleyle arasındaki doku uyuşmazlığını ortadan kaldırdı. Onların “iftiharı” oldu.

Kapatılan her partisinin yerine kurduğu yeni partiler Türkiye’de siyasi İslam’ın yükselişine hizmet etti.

Çalışmalarında asla aldanmadı ve aldatmadı. Gelinen noktadaki başarı veya başarısızlık nasıl paylaştırılmalı?

Sistemin Milli Görüş partilerinin başarılarında aslan payı kuşkusuz hukuka ve demokrasiye güven duygusundan beslenen sabır ve inancı ile Erbakan’a aittir.

KİMİ SEVDİ KİMİ KORKTU

 

Dört partisi kapatılmış ama her defasında yenisini kurarak yerden kalkmayı, yürümeyi, oyunu büyütmeyi başarmıştır.

Hukuktan ve demokratik olanakları kullanarak yolunu açmaktan vazgeçmemiştir.

Lider kime denir?  (O NE DİYORSA O)

Bu sorunun bir cevabı da şudur:

Kendisini takip edenlere doğru şeyler yaptıran ve onları başarıya götüren bir şahsiyet Erbakan!

Erbakan uzun bir süre tek başına sürüklediği siyasal İslamcı çalışmalarıyla  toplumun bir kesiminin sevgilisi olmuş, bir kesimini korkutmuş olan bir siyasi kişilik olarak tarihte yerini almış bulunuyor.

 

KİTAPLARI:

 

İslâm ve İlim, İslâmda Kadın, Sanayi Davamız, Millî Görüş, Erbakan Açıklıyor (1991), Kenan Evren’in Anılarındaki Yanılgılar (1991), Körfez Krizi, Emperyalizm ve Petrol (1991), Türkiye’nin Temel Meseleleri (1992).

 

NECMETTİN ERBAKAN’DAN TARİHİ SÖZLER

“Bir şey istiyorum HEYECAN-HEYECAN-HEYECAN”

”Haksız bir davada zirve olmaktansa, hak davada zerre olmayı tercih ederiz.”
”Siyaseti önemsemeyen Müslümanları, Müslümanları önemsemeyen siyasetçiler yönetir.”
”İman varsa imkanda vardır, Milli Görüşçü asla vazgeçmez.”
”Hakk’ı üstün tutmak her zaman saadet getirir.”
”Aşk, azim ve Millî Görüş tekeden bile süt çıkarır.”
”Irak’ta ölen bir tek çocuğun vebalini yedi sülaleniz alnını secdeden hiç kaldırmasa da ödeyemeyecektir.”
”İçeride irtica, dışarıda fundamantalist gelişmeler denilerek işte bu insanlığı kurtarıcı saadet nizamından insanımız uzaklaştırılmak istenmiştir.”

“Hayat iman ve cihaddır”
”Cihad izzet ve aydınlık, gevşeklik ise zillet ve karanlıktır.”
”İslam beş temel üzerine bina edilmiş bir hakikat sarayıdır ve hayat programıdır. Yoksa, sadece bu beş şeyden ibaret zannedilmesi hatadır. Zira, sadece bir kısmına inanmak ve yaşamak İslam değildir.”
”Hak’kın tesisi için çalışmamakla Batıl’ın hakimiyeti için çalışmak arasında fark yoktur. “Dönmelikten hayır gelir mi be ahmak.”
”Kanunlar ve nizamlar ne kadar mükemmel olursa olsun, onu tatbik edecek insanın içerisine hak ve adalet sevgisi girmemişse, netice tersine tecelli edecek, adalet yerine adaletsizlik, sosyal adalet yerine sosyal istismar hâkim olacaktır.”
”Kırk çürük yumurta bir tane sağlam yumurta etmez.”
”Malıyla canıyla cihad eden bir Müslüman olarak anılmak isterim.”
”Dünyayı ezen sömürü canavarının beyni siyonizm, kalbi haçlı Avrupa, sağ kolu Amerika, sol kolu Rusya’dır.”
”Fırtınalara yön veren kelebeklerin kanat çırpışıdır.”
”İslâmi tebligatta muhatabımız istisnasız bütün insanlardır. Öyle ise görüşü ve görüntüsü ne olursa olsun, davamız herkese anlatılmalı, davet her kesime yapılmalıdır. Tebliğ ve davet bizden, hidayet Allah (C.C)’tandır.”
”Şeytan, Allah’ın mevcudiyetini ve kudretini bildiği gibi, siyonist Yahudi de İslam’ın canının cihat olduğunu bildiği için, bütün gücüyle Müslümanların cihat ruhunu söndürmeye çalışmaktadır.”
”Aynen bunun gibi, imanı ve itikadı konularda başlayacak çok az bir şüphe ve sapma bile, insanı giderek İslam’dan uzaklaştıracak ve bu sapıklık, sonunda sahibini cennete değil, cehenneme taşıyacaktır.”
”İslâmi tebligatta muhatabımız istisnasız bütün insanlardır. Öyle ise görüşü ve görüntüsü ne olursa olsun, davamız herkese anlatılmalı, davet her kesime yapılmalıdır. Tebliğ ve davet bizden, hidayet Allah’tandır.”
”Kâbe’yi yıkmaya gelen Ebrehe’nin filleri nasıl sahiplerini ezdiyse, bugün zalim devletlerin uçak, gemi ve tank filoları da birbirini ezecek ve kendi sahiplerini yiyecektir.”
”İslamsız bütün nimetler ve saadetler eksiktir. Bu nedenle “Bugün dininizi ikmal ettim ve nimetlerimi tamamladım.” ayeti en son indirilmiştir.”
”Bir çiçekle bahar olmaz ama, her bahar bir çiçekle başlar.”
”İslâm bize ve zamana uymaya mecbur değildir. Ama herkes ve her zaman, İslâm’a uymak mecburiyetindedir.”
”İslâm, dünya ve ahiret saadetinin tek ilacıdır.”
”İslâm dini bir bütündür. Ona bir şey katılamaz ve ondan bir şey çıkarılamaz. Baştan sona Hak’tır hayırdır ve hepsi, herkes için ve her yerde lazımdır.”
”Akıl; imanın ve İslam’ın emrinde en büyük nimet, nefsin ve şeytanın elinde ise, sebebi felâkettir.”
”Müslüman hakkın hakimiyeti için motor, şerrin yok olması için fren olma görevlisidir.”
”İslam’ın dışında, hiçbir hak ve hakikat yoktur. Fen ve hikmet, sanat ve sanayi dahi İslam’ın içindedir ve onun bir şubesidir. İlhamını Kur’andan almayan hiçbir ilim ve teknik asla hayra mazhar olamaz. Şerden ve zarardan arınmış sayılamaz. Mutlaka yeterli ve yararlı olduğu savunulamaz.’
”İslam savaşları bütün insanların saadeti için yapılmıştır.”
”Domuzdan post, gavurdan dost olmaz.”
”Bunların pilotlarını ülkemizde eğitip, Müslüman masum kardeşlerimizin acımasızca bombalamasına izin vermemeliyiz!”
”İslâm, ancak kendi orijinal kavramlarıyla anlaşılır ve anlatılır.”
”İslam en yücedir ve ondan yüce hiçbir şey yoktur. Bu geçek peygamber hadisiyle ve Allah’ın kitabıyla hükümleşmiştir.”
”Akıl, bir işin sonunu düşünmektir. Yani kârını, zararını çok iyi hesap ederek bir işe girişmektir. Çünkü son pişmanlık para etmeyecektir. Ve “ah keşke” sözleri, akılsızlığın neticesidir.”
”Kelime-i Şehadet getirip iman etmekle her işimiz bitmiyor, tam aksine, kulluk imtihanımız yeni başlıyor. Yani Kelime-i Şehadet, bir nev’i, Kur’an programıyla yapılan kulluk imtihanına, giriş belgesidir.”
”Yahu burada güneş dururken ampule ne hacet?”
”Unutmayalım; insanı hayvanlardan ayıran ve faziletli kılan bazı özellikler vardır. Bunlar:
Doğru ile yanlışı ayırma; bu meziyetten “ilimler” doğmuştur.
Faydalı ile zararlıyı ayırma; bu meziyetten “ekonomi” doğmuştur.
Adalet ile zulmü ayırma; bu meziyetten “siyaset ve hukuk” doğmuştur.
Güzel ile çirkini, iyi ile kötüyü ayırma; bu meziyettense “ahlak ve sanat” doğmuştur.”
”Ameller, niyetlerle tartılır. Yani yapılan işler ve ibadetler niyetlere göre değerlendirilir. Neyi elde etmek istediğimiz ve neleri gaye edindiğimiz önemlidir.”
”Dünyadan Ay’a gönderilen bir füze nasıl ki hedef açısından bir milimlik bir sapma bile gösterirse, bu açı giderek büyüyecek ve neticede o füze Ay’a değil başka bir gezegene çarpıp parçalanacaktır.”
”Cennete girmek için, mutlaka Müslüman olmak gereklidir. Ancak bu dünyada, Adil bir düzen’in himayesinde, huzur ve emniyet içinde yaşamak için, sadece “insan” olmak yeterlidir.”
”Yanlışın en tehlikesi, doğruya en yakın olan yanlıştır. Çünkü, doğruyla karıştırılması ve insanların daha kolay aldatılması ihtimali taşımaktadır.”
”İslâmi cihat ise, yine İslâm’a göre olmak ve bir teşkilat düzeniyle yapılmak zorundadır. Bu da bir karargâha bağlılık ve itaati gerekli kılmaktadır.”
”Biri, kendilerine İslami tebliğin ulaşmadığı insanlar, diğeri ise İslam’ın yüceliğini bildikleri halde ona dil uzatan ve onu bilerek gericilikle eş gören kalpleri mühürlü insanlar.”
”Bizim meşhur misalimizle her yerde söylediğimiz gibi ne yaparsa yapsınlar; hangi oyunları oynarlarsa oynasınlar hepsi yok olup gideceklerdir. Ve Allah nurunu onlar istese de istemese de tamamlayacaklardır.”
”Milli Görüş; Bu milletin inancıdır, tarihidir, kimliğidir, ruh köküdür.”
”Zor bir yolda yürümek mecburiyetinde olan insanlar, yolda yürümeye başlamadan önce gönüllerinde ve zihinlerinde yürümek ve yol almak zorundadırlar. Evvela, bu yolu ben nasıl aşarım, korkusundan kurtularak yola çıktıklarında görürler ki, yol zor da olsa bir müddet sonra aşılmış yürünmüş ve hedeflenen yere gidilmiştir. İşte o zaman, insanların yüreklerinde, aslında yolun zannedildiği kadar zahmetli olmadığına ve bütün sıkıntılı yolların aşılabileceğine dair bir iman doğar.”
”Yaşanabilir bir Türkiye, yeniden büyük Türkiye ve adil bir dünya mutlaka kurulacaktır.”
-Müslümanca düşünmenin üç temel esası vardır.Dünya hayatı, çok önemli bir imtihandır. Ahiret ise, dünya hayatının hesabı ve imtihandaki artı ve eksi puanların karşılığıdır. Nefeslerimiz sayılıdır, bunlar Allah yolunda harcanmalıdır. Çünkü ölüm bize, çok yakındır.  İslâm Dini, Allah yapısıdır. Bunun için mükemmeldir ve tas tamamdır. Haşa, zerre kadar noksanı, fazlası ve hatası bulunmamaktadır. İslâm Dini, bir bütündür. Ona bir şey katılamaz ve ondan bir şey çıkarılamaz. Baştan sona Hak’tır, hayırdır ve hepsi, herkes için ve her yerde lazımdır. Çünkü İslâm, dünya ve ahiret kurtuluşunun tek ilacıdır.

-Ameller, niyetlerle tartılır. Yani yapılan işler ve ibadetler niyetlere göre değerlendirilir. Neyi elde etmek istediğimiz ve neleri gaye edindiğimiz önemlidir.-İslâmi tebligatta muhatabımız istisnasız bütün insanlardır. Öyle ise görüşü ve görüntüsü ne olursa olsun, davamız herkese anlatılmalı, davet her kesime yapılmalıdır. Tebliğ ve davet bizden, hidayet Allah’tandır.
-Cennete girmek için, mutlaka Müslüman olmak gereklidir. Ancak bu dünyada, Adil bir düzen’in himayesinde, huzur ve emniyet içinde yaşamak için, sadece “insan” olmak yeterlidir.
Kabir suali bir nevi kimlik tespitidir. İnsanın gerçek kimliği ve kişiliği ise, tarafgirliği ile belirlenir. Bir insan Hakkın mı, yoksa Batılın mı safındadır? Sorusunun cevabı oldukça önemlidir.Cenab-ı Hakkın en sevdiği insan, sorumluluğunu bilen ve kendi görevini en iyi şekilde yerine getiren insandır.” Görevini ciddiyet ve titizlikle yapmak “İhsan” makamıdır.-Biz, başkalarının değil, kendi muhasebemizi yapmak ve hesabımızı sağlam tutmakla mükellefiz.
-Namaz dinin direği, cihat ise zirvesidir.-Cihat, huzur ve hürriyet içinde yaşanacak, temel insan haklarına saygı duyulacak bir ortamı hazırlama gayretidir. Ülke içerisinde yapılan ilmi-ahlaki ve siyasi hizmetlerdir. Askeri ve silahlı cihad ise, ancak dışarıdan saldıracak düşmanlar için geçerlidir.
-Cihad izzet ve aydınlık, gevşeklik ise zillet ve karanlıktır.-Şeytan, Allahın mevcudiyetini ve kudretini bildiği gibi, siyonist Yahudi de İslam’ın canının cihat olduğunu bildiği için, bütün gücüyle Müslümanların cihat ruhunu söndürmeye çalışmaktadır.
-İslâm, ancak kendi orijinal kavramlarıyla anlaşılır ve anlatılır.
-İslâmi cihat ise, yine İslâm’a göre olmak ve bir teşkilat düzeniyle yapılmak zorundadır. Bu da bir karargâha bağlılık ve itaati gerekli kılmaktadır.
-Ordu demek, yapılacak işlerin belirlendiği, her işe göre münasip görevlilerin tayin edildiği ve eğitildiği, emir-komuta disiplini ve sorumluluk düşüncesi içerisinde, herkesin görevini en iyi şekilde yerine getirdiği cemaat ve teşkilât demektir.
-Allah’ın rızası, ordu içindeki zahiri rütbe ve rağbete göre değil, üstlendiği görevi üstün bir gayret ve samimiyetle, canla-başla yapmaya bağlıdır.
-Batıl tarafına ve düşmanlarımıza, bizden daha çok imkân ve fırsat verilmesi ve çok çeşitli cephelerden bize hücuma geçilmesi Müslümanlar için bir rahmet ve fazilet sebebidir.
-Cüneydi Bağdadi Hazretleri ibadet ve hizmet yolunda, çeşitli zahmet ve zorluklarla karşılaştığında seviniyor ve Allah’a şükrediyordu.
-Rabbim’in, işlerimi zorlaştırmasını, daha çok gayret ve metanet göstererek, mükâfâtımın kat kat artmasını murad ettiğine işaret sayıyor ve teselli bulu-yorum diyordu.
“Biz yüzlerce yıl tek bir vücut halinde,bedenlerimizi birbirine siper ettik. Çünkü bizi birbirine İslam kardeşliği bağlıyor idi. Bu ülkenin evlatları, asırlar boyu mektebe besmeleyle başladılar. Besmele kaldırılıp yerine’ Türküm, doğruyum, çalışkanım!’ denilince, öbür taraftan Kürt bir Müslüman evladı; ‘Ya öyle mi? Ben de Kürdüm, daha doğruyum, daha çalışkanım!’ demeye başladı. Ve böylece bu ülkenin insanları birbirine yabancılaştırıldı. Kendi milli ve dini değerlerimizi bırakıp inkarcı, ırkçı ve materyalist politikalara sapıldığı için ülkemiz onlarca yıl bir felaketin içine sürüklendi. Dil meselesi bunun en bariz örneğidir. Efendim Türkçe mi konuşulacak Kürtçe mi? İnsanların, kendi anane ve örflerine göre yaşaması en tabii hakkıdır. Ana dilini konuşur, ona göre çocuğuna öğretir. Bunları önlerseniz zalim olursunuz.”
“Şimdi gidin süpermarketlere bakın. Başkent Ankara’daki markette Yunan mısırından yapılmış cipsler satılıyor. Bütün raflar Amerika’dan, Fransa’dan, İtalya’dan ithal edilmiş ıvır zıvır ile dolu. ÇÜNKÜ ONLAR ORTAK, BİZ PAZARIZ. Hem de daha Avrupa Birliği’ne girmeden böyle.”
“İnsanların, kendi anane ve örflerine göre yaşaması en tabii insan hakkıdır.Ana dilini konuşur, ona göre çocuğuna öğretir.Bunları önlerseniz zalim olursunuz.Peki biz bu konuda ne diyoruz: “Arkadaş, sen Kürtçe konuşmak istiyorsun öyle mi?
-Evet.
“Peki söyle bakalım ne konuşacaksın?”
“Efendim ateistlik konuşacağım, Türkiye’yi böleceğim.”
O zaman sen Türkçe de konuşsan, Kürtçe de konuşsan zararlısın.
“Ne konuşacaksın?”
“İslam kardeşliğini, birlik ve beraberliğimizi konuşacağım.”
O zaman sen istersen Ugandaca konuş, ben seni alnından öperim.

“Sen İslam Birliğini kuracak mısın, Hakkı üstün tutacak mısın? -Hayır. Öyleyse beş para etmezsin”

LİDER HABER.... HABERİN LİDERİ...

porno sex brazzers porno hd porno porn porno seyret hack forum

betmarino aresbet betnano asyabahis mroyun bahigo mobilbahis bets10 imajbet betper