Lider Haber

Niye Susmam Değil de “Susamam”?

Niye Susmam Değil de “Susamam”?
Mehmet Akif Ertaş
Mehmet Akif Ertaş( akif@liderhaber.com )
04 Ekim 2019 - 16:00

Kapitalizm Türkiye’de sadece ismiyle var oldu. Türkiye’ye neoliberalizmin kaftanı içinde iteklenerek getirildi ve getirildiği andan itibaren, sadece sosyopolitik ve sosyoekonomik değil, sosyokültürel düzeneği de belirledi; belirliyor da.
Neoliberalizm, sosyokültürel düzenekle arasında, Köle-Efendi Diyalektiği’nden daha sert bir bağ kurarken, sertliği yumuşatmak aklının ucundan geçmedi; geçmiyor da. Zira sekterlikle konformizm arasında mekik dokuyan düzenek onu semirtmekte gecikmedi; semirtme işlemini rölantiye almadan sürdürüyor da.
Sözü edilen iki illetten yakasını kurtarmayı düşünmeyen, daha doğrusu düşünmek işine gelmeyen düzeneğin, bir illeti de elitizm makyajlı lümpenliktir ama düzenek, diğerlerinde olduğu gibi bunu da illet olarak görmediği, daha doğrusu görmek istemediği için, elitizm makyajlı lümpenlik ipi önde göğüslemenin sarhoşluğunu yaşadı; yaşıyor da.
Sözü edilen manzaranın sorundan sorun devşirmek zorunda kalmasının arkasında, Türkiye’de, aynı zamanda kavramdan kargaşa, kargaşadan kavram devşirilen bir ortamın oluşması, daha doğrusu oluşturulması ve bu ortamın; birçok kavram gibi asilik ve muhalifliği de yüzüne gözüne bulaştırarak konumlandırması vardır.
Sanıldığı gibi asilikle muhaliflik aynı yerde duran kavramlar değildir. Asilik, Sartre’ın da vurguladığı gibi, refleksten, muhaliflikse ayakları yere sapasağlam basan, anlık olmayan geniş bir zamana yayılan düşünce sisteminden beslenir.
Sartre’ın ruhu burada, teorisini pratiğe döktüğü, asi değil, muhalif bir hayatın izini sürdüğü için şenlendirilmiştir.
Sartre’ın sözü edilen tespitinden hareketle, Seks İsyanları adını verdikleri kitaplarında Simon Reynolds ile Joy Press, Rock’n Roll adı verilen müziğin bir iki örnek dışarıda tutulacak olursa, muhalif değil, asi bir müzik olduğunun altını çizmişlerdir. Söz, asiliğin müzikle ilişkisinden açılacaksa, Rock’n Roll’u, Rap’le ortak paydada buluşturmak gerekir. Zira Rap de, sadece Türkiye’deki değil, dünyaya geldiği coğrafyadaki, bir elin parmaklarını geçmeyen isim hariçte tutulacak olursa, muhalif değil, asi olduğunu anlatmamakta, âdeta haykırmaktadır hatta onu analize tâbi tutanların görebilecekleri üzere Rap, doğup büyüdüğü ve yayıldığı coğrafyalarda neoliberal kasırgalar estiren siyasilerin ekmeğine yağ sürmekten öteye gidememiştir.
Türkiye serüveni de, yine bir avuç isim hesaba katılmazsa farklı değildir. Ayrıca Türkiye’de Rap, pop milliyetçilik olarak da tanımlanabilecek bir söylem üzerinden ilerlediği için, muhalif duruş sergilemek şöyle dursun asiliğini de elastikileştirmiştir.
Elastikiliğe birden fazla örnek vermek mümkündür. Youtube’a yüklenen videosu, on milyon kez izlenen Susamam şimdilik son örnektir ama vurgulandığı gibi; şimdilik.
Susamam’ı kimlerin bir araya getirdiğinden, onların genelde müzik, özelde Rap için ne düşündüklerinden önce, yola asilikle muhaliflik kavramlarından çıkıldığına göre, bir tespitin değil, bir sorunun yöneltilmesi gerekir: Niye susmam değil de “Susamam”?
Susmayacağını söyleyenin, dile gelmesini engelleyenler şöyle dursun, engelleme ihtimali olanlara karşı tavrı bulanık değil, berraktır ama Susamam ifadesini kullananın, beklenmedik bir anda sessizliğe gömülmesi kimseyi şaşırtmamalıdır. Zira o, henüz yolun başındayken tercihini sadece dile gelmek için değil, aynı zamanda susma ihtimalini düşünerek susamamaktan yana kullanmıştır. Çalışmayı dinleyenler çoğalırken oluşuma imza atan bazı isimlerin, konformize cümlelerle, adı Sosyal, içeriği asosyal medyada arzıendam etmeleri bu cümlelerin somutlaştığını gözler önüne sermektedir.
Çalışmadaki anakroniğe dayalı problemler başta olmak üzere, eksiler, eksikler üzerinde duranlar, küreklerini boşa çekenler grubuna dâhil edilmelidir. Zira onlar, karşılarına çıkan manzarayla ilgilenmekten, manzarayı ete kemiğe büründüren zihniyetle hesaplaşmayı, çoğu kez bile isteye ihmal edenlerdir.
Nefes alınıp verilen, Guy Debord’un kıymetli kitabına da adını veren Gösteri Toplumu’dur ve varlığını neoliberal zihniyete borçlu olan bu toplum, cem’i cümleyi böyle manzaralarla buluşturmayı kendisine görev addettiği, görevi elinden alınmadığı, daha doğrusu alınamadığı için yerini sağlamlaştırmaktadır.
Türkiye, toplum kavramından henüz layıkıyla söz edilemeyeceği, bireyselleşmenin bireyci davranış sergilemek sanıldığı, grupların değil, yığınların alanlarını genişlettiği bir ülkedir.
Yukarıdan itibaren sıralanan sorunlarla ve onların kaynağıyla uğraşan, hakiki, samimi muhalefet Türkiye’de konumlandırılmadığı müddetçe, günler asilikle geçecek, neoliberal kaftan içinde Türkiye’ye getirilen kapitalizm borusunu istediği gibi öttüreceği için, berraklık değil, bulanıklık her daim başrolü üstlenecektir.
Bulanıklığın berraklığı diskalifiye ettiği yer ise, özelde müziğe, genelde sanata imza atmakla birlikte, konuşmak şöyle dursun, dil ve Max Horkheimer’ın yine kıymetli bir kitabına verdiği başlıkta olduğu gibi Akıl Tutulmasından mustarip insanların yeri olacaktır.

LİDER HABER.... HABERİN LİDERİ...

porno sex brazzers porno hd porno porn porno seyret hack forum

betmarino aresbet betnano asyabahis mroyun bahigo mobilbahis bets10 imajbet betper